KARS-ARTVİN-ÇAMLIHEMŞİN GEZİ NOTLARI

Değişik tarihlerde Kars ve Rize bölgelerimizi gezme fırsatı bulmuştum, ama Artvin bölgesine hiç gitmemiştim. Ankara Yenimahalle Mustafa Kemal Lisesi’nden (YMKL) Sevgili İlter Turan arkadaşımın teklifi gelince, Aralık 2017 de, hiç düşünmeden kabul ettim. Toplam 27 kişi (9 lise arkadaşı), iki minibüs. Kars hava alanından başladık, gezi programına,  2 Temmuz’da.

Kars serhad (sınır) şehri. Kışları sert bir iklimi var. Denizden yüksekliği 1760 m. Bütün bunlar Kars’ın karakterine yansımış. Bir diğer yansıyan husus ise, bölgede 40 yıl hüküm süren Çarlık dönemi Rusların Baltık mimarisi.

İlk ziyaret ettiğimiz yer, Kanlı Tabya. !734 yılından itibaren, Kars bölgesinde 46 adet tabya inşa edilmiş, Rus ve İran’a karşı. Tabyalar askeri birliklerin yerleştirildikleri taş, toprak ve beton kullanılarak yapılmış kapalı savunma yapılarıdır. Kanlı Tabya da 1803 yılında yapılmış. Şimdi, Kafkas Cephesi Harp Tarihi Müzesi olarak düzenlenmiş. Avlusunda, 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa’ya, Rusların Kars-Gümrü antlaşması görüşmeleri sırasında hediye ettikleri vagon bulunuyor. Müze içinde, 22 Aralık 1914 tarihinde başlatılan Sarıkamış Harekâtı ile ilgili sunum var. Tabya içindeki revir ,ameliyathane, mutfak gibi günlük yaşamdan kesitler var. Savaşamadan, lojistik destekten mahrum, donarak ölen şehitlerimizi anlatan bölümler var.

DSC01075

Benim baba dedem, Hacı Sabri Âşık da Erzurum-Narman üzerinden bölük komutanı olarak, birliğini  Sarıkamış’a doğru sevk ederken, atın üzerinde olmasına rağmen ayakları donma tehlikesi geçirmiş. Bu nedenle ayak tırnakları bozuktu. Müzeyi, bu anımla birlikte gezdim.

Müze sonrası, Kars kenti, özellikle de Baltık mimarisinin örnekleri. Bir Kars evi, duvarları ve tavanı melek resimleriyle süslenmiş, yıpranmasına rağmen renkler hala canlı. Üstü özel bir sırla kaplanmış.

Aleksandr Nevski Ortodoks Kilisesi, Fethiye Camii’ne dönüştürülmüş. İki minare eklenmiş. Kuzey cephesindeki kilise mihrabı kaldırılmış ve güney cephesine caminin mihrabı yapılmış.

Kars Kalesi M.S. 1153 tarihinde yapılmış. Timur’un  Anadolu’yu işgalinde yıkılmış. 1579 yılında Lala Mustafa Paşa tarafından, III. Murat’ın emriyle, yeniden yaptırılmış. 40 yıllık Rus işgalinde,Kars Kalesi bakımsız kalmış. İç kale ve dış kaleden oluşuyor. Doğu-batı yönünde 250 m., kuzey-güney yönünde 90 m. Toplam 220 adet burcu var.

Kalenin hemen eteği eski Kars bölgesi. Oniki Havariler Kilisesi, Mazlum Ağa Hamamı, Namık Kemal’in dedesinin evi, Cheltikov Konağı (oteli), Evliya Camii ve Ebu’l Hasan Harakani Türbesi bu bölgede bulunuyor. Üzerinde tarihi köprüleriyle Kars Çayı da kalenin eteğinde kıvrılarak akıyor. Yeni Kars, Ruslar tarafından kafes (grid) plana göre yapılmış. Baltık mimarisinde taş binalardan oluşuyor.

Görülmesi gerekli bir diğer bina,Ticaret ve Sanayi Odası binası.Taş ve Baltık mimarisi özelliklerini taşıyor.

Cheltikov  Otel, Rus yapımı taş bir bina. Cheltikov ailesine ait bir konak olarak yapılmış. Daha sonra, Rus hükümeti tarafından konservatuar binasına dönüştürülmüş. Rusların bölgeyi terketmesinden sonra ecza deposu, hastane, doğumevi ve hekimevi olarak kullanılmış. Şimdi ise bir otel. Cephesi Barok süslemeli.

Kars mutasarrıfı olan dedesinin yanında, Namık Kemal 1.5 yıl kalmış. Bu süre içinde divan edebiyatını öğrenmiş. 1854 de İstanbul’a dönmüş. Burada gördükleri ve yaşadıkları,  gelecekte yazacağı eserlere ilham kaynağı olmuş. Abdülhak Hamit’e yazdığı mektupta, ”çok sevdiği nişanlısının arkasından gönüllü nefer yazılmış ve bulunduğu taburun trampetçisi olarak Kars’ta şehit olmuş bir kızın cenazesini görmüş” olduğunu anlatmış. Bu olay, Vatan Şairi Namık Kemal’in Vatan yahut Silistre adlı piyesindeki Zekiye karakterine de ilham vermiş.

Kendinden sonraki edebiyatçıları etkilemiş olan Aleksandr Puşkin de, Çarlık Rus ordusuyla Kars’a gelmiş.

Öğle yemeğini Puşkin Restoranda yedik. Kars mutfağına özel yemekler ağırlıklı. Menü zengin değil. Gruplar için çok organize değiller, serviste aksamalar oldu. Evelik çorbası, kaz eti, kavurma, haşil ve hangel yerli mutfaktan örnekler. Mekân güzel restore edilmiş, geniş ve ferah.

1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sonrası 40 yıllık Çarlık Rusyası işgalinde Kars bölgesine farklı sosyal grupları yerleştirmeye başlamışlar. Onalardan biri de Molokanlar. Molokanlar, Ortodoks kilisesine bağlı yine de ritüelleri itibariyle farklı, Rusça konuşan  bir grup. Bunlar, yerleştikleri bölgede mandracılık yapmaya başlıyorlar (bölgenin ot zenginliği nedeniyle). Zavot olarak adlandırdıkları mandralarda kaşar ve gravyer peyniri üretiyorlar. Böylece, bu kültür Kars’a gelmiş.

Kars merkez gezimizi tamamladıktan sonra, 42 km. uzaklıkta Ermenistan sınırındaki  Ani antik kentine geçtik. Ermenistan ile Türkiye arasındaki Arpaçay ırmağı da Ani kentinin sınırını belirliyor. 6. yüzyılda bir Ermeni  Gamsaragan beyleri tarafından bir savunma yeri olarak yapılmış. Bir diğer Ermeni aile Bargatlarla olan mücadeleyi kaybeden Gamsaraganlar 780 yılında burayı terketmişler. Bizans ve Abbasi devletleri arasında tampon olarak burada bir prenslik oluşturan I. Aşot ve oğulları Ani kentini başkent yapmışlar. Ani kentine üç kapıdan giriliyormuş. Biz Aslanlı kapıdan girdik. Ani kentinde çok sayıda kilise binası bulunuyor. Kazı ve restorasyon işleri uzun süredir farklı kurum ve kişilerce devam ediyor. Son olarak Pamukkale Üniversitesinden Prof. Fahriye Bayram kazı işlemine devam ediyor. 15 Mart 2018 tarihinde Anadolu Medeniyetleri müzesindeki sunuşunda, Fethiye Camii olarak da bilinen Büyük Katedralin restorasyon çalışmalarının devam ettiğini söylemişti. Gezimiz sırasında kendisi yoktu. Bu cami; Sultan Alparslan’ın, fetihden sonra ilk cuma namazını kıldığı yer. İpek yolunun üzerinde bulunan, Ani kenti önemli bir ticaret merkeziymiş, bir zamanlar.

Ani antik kentinden sonra,  Artvin’in ilçesi Şavşat’a yöneldik ve 150 km. ileride Sahara (dağı) Milli Parkının içindeki 2840 m. yükseklikteki Çam geçidinden geçerek Laşet’e ulaştık. Sahara dağını gece geçtiğimiz için, yöre güzelliğini göremedik. Dağın çıkışında ve inişinde dikkatli olmak gerekiyor. Dar bir yol ve bir tarafı uçurum.

Konakladığımız yer, Laşet Bungalov Tatil Köyü. 1530 m. rakımda, bir ağaç denizinin ortasında 40 yatak kapasiteli 16 adet bungalov. Sabah 4.30 da kuş sesleriyle uyandım.. 6-7 çeşit kuş sesleri. Düet, serenat ve senfoni birbirine karışıyor. Bir süre sonra bahçedeki kazlar sol taraftan devreye giriyor. Müthiş bir müzikalite. Sağ tarafta tesise gelen yolda yavrusuyla birlikte siyah bir köpek, sessizce geliyorlar, muhtemelen sabah yiyeceğini almak için. Bungalovlar hafif yamaçta. Önümüzde 3-4 ev var. Evlerden sonra arazi tekrar yükseliyor ve dağlarla çevreleniyor. Sabah esintisi ile sol tepelerden gelen sis vadinin tabanına doğru hareket ediyor. Sol yamaç, artık tamamiyle sisle kaplı. Ama, içinde sisin kendi devinimleri görülüyor. Esintiye kapılmış bir şekilde, bazan yükseliyor, bazan vadinin tabanına akarken üst yamaçlarda açılmalar başlıyor ve çam ağaçlarının tepeleri farkediliyor. Sol taraftaki hareket yavaşlarken, sağ yamacın tepesinden kopan sis bulutu, hızla, karşı yamaçları yalayarak vadi tabanına doğru akmaya başlıyor. Öyle bir cümbüş ki, manzarayı her an değiştiren sis bulutları ve buna eşlik eden kuş sesleri. Müthiş bir meditasyon ortamı.

Laşet tesisleri Şavşat’ 12 km. uzaklıkta. Ama, biz bugün yine 12 km.uzaklıkta ve farklı yönde bulunan Karagöl’e gittik. Bir doğa harikası. Sahara Milli Parkının içinde. Çevresini dolaşan yaklaşık 1000 m.lik bir yürüyüş yolu var. Gölün derinliği max. 33 m. İçinde sazan ve süs balıkları var. Göl kenarında pansiyon ve restoran olarak hizmet veren bir tesis bulunuyor. Göl üzerinde küçük bir iskele ve bir kaç sandal.

Bir sonraki durak, Göze dağının eteğindeki Balık Gölü. Karagöl’e göre, daha küçük. Yükseklik 1600 m.civarında. Artık ağaçların sınırına yaklaşıyoruz. Dağın yamaçlarında aşağıya doğru akmış buzul morenleri de görülüyor.

Şavşat’a dönerken, yolumuz üzerinde Cevizli köyünde bulunan Tibeti ortodoks kilisesi, çok tahrip olmasına rağmen eşsiz bir taş işçiliği örneği. 900 lü yılların başında Bagrat  prensleri tarafından yaptırılmış. Çok önemli bir dini merkez haline gelmiş. İslamiyetle birlikte,bir süre cami olarak kullanılmış. Yıldırımlarla tahrip olan kilise kaderine terkedilmiş. Gövdesindeki süslemeler, frizler, pencere detayları taş işçiliği hakkında bize fikir veriyor.

Şavşat; dünya yavaş şehir (cittaslow) listesinde. Bunun anlamı, fiziksel büyümeyi esas almayan. sosyal ve kültürel geleneklerini koruyan bir yaşam biçimini benimseyen ve bundan da keyif alan şehir. Yaşam hızı düşürülerek, yaşamaktan keyif alınacak bir hızda yaşamını sürdüren bir şehir. Şavşat; bu tercihi ile yerelliği ve yaşam keyfini ön planda tutan bir vaha olmuş, Türkiye’de. Efkâr Tepesinden doyumsuz bir manzarası var. Dağların arasına sıkışmış bir vadi boyunca uzanıyor Şavşat, bir ağaç denizinin içinde.

Arkadaşımız Sevgili İlter Turan’ın teyzesi Naime Yılmaz ile eniştesi İsmail Yılmaz adına yapılmış, Şavsat’ın Yavuz köyünde, Şavşat Evi mimarisinde 9 adet iki katlı ev ve bir sosyal tesisden oluşan Naime-İsmail Yılmaz Yaşlılar Yaşam Merkezini ziyaret ettik. Şavşat’ın önemli bir ihtiyacını karşılayan bu yerleşkede, sakinlerin günlük yaşamlarına hobi bahçeleri de eklenmiş. Burada domates, patates, mısır ve fasulye gibi sebzeler yetiştiriliyor.Yine, günlük yaşama bocca gibi oyunlar da yerleştirilmiş. Huzur evleri arasındaki bocca oyunlarında, burası birinciliğini koruyor. Sağlık personeli de dahil, toplam 40 kişi hizmet veriyor, yaşlılar yaşam yerleşkesinde.

Kaymakamlığın desteği ile Cevizli köyündeki bir Şavşat Evi model alınarak, manzaralı bir tepe üzerine Şavşat Evi inşa edilmiş. Alt katı ahır olmak üzere, iki katlı geleneksel Şavşat evlerinde çam, ladin ve köknar ağaçları kullanılıyormuş.

Şavşat çıkışındaki Şavşat kalesinin kapısından döndük. Kazı nedeniyle kapalıymış.

Çavdarlı Köyü, İlter Turan arkadaşımızın köyü. Müthiş bir doğa. Bütün köy seferber olmuş.Tepsi tepsi köy yemekleri, yörenin balı. Bunları eritmek için, köy içinde uzun bir yürüyüş.

Artık, Artvin’e yolculuk başladı. Ama ilk durağımız Ardanuç. Ardanuç’un girişinde müthiş bir kanyon var, Cehennem Deresi Kanyonu. Mutlaka görülmesi gereken, doğa harikalarından biri.

Çoruh nehrinin yatağında oluşan Deriner baraj gölünü takip ederek, Artvin’e ulaştık. Beton kemer olarak yapılan baraj duvarının yüksekliği 249 m., kret genişliği ise 270 m. Bu barajla deli akan Çoruh dizginlendi. Zorluk derecesi itibariyle, baraj inşaatı öncesi, dünyanın sayılı rafting parkurlarından olan Çoruh nehri artık bu özelliğini kaybetti. Baraj 670 MW. kurulu gücü ile yılda 2,1 milyon kwh elektrik enerjisi üretiyor. Baraj gövdesini geçtikten sonra,  bizi ilk karşılayan, Çoruh kenarındaki Artvin Üniversitesi yerleşkesi oldu, modern mimarisiyle ve özellikle kitap şeklindeki kütüphanesiyle. Otelimiz, ırmağın doğu yakasında Seyitler mahallesindeydi. Tam karşımızda Artvin ve gece doyumsuz manzara. Atatepe üzerinde 22 m. yüksekliği ile dünyanın en büyük Atatürk heykeli bulunuyor, 60 ton ağırlığında. ve Dumlupınar’daki haliyle. Işıklandırılması biraz zayıf kalmış. Irmak doğu yakası kent parkı olarak düzenlenmiş. Yayaların karşıya geçebilmesi için iki tane asma köprü var. Irmağın batı tarafında sadece bir kulesi ayakta olan Artvin kalesi görülüyor.

Artvin’in içinden geçerek, Hatila vadisine yöneldik. 10 km. uzaklıkta. Hatila Vadisi bir Milli Park. Vadi yamaçları %80 e varan eğimde. 1000 m. ile 3000 m. arasında değişen bir derinliği var. Bölgede yoğun bir bitki örtüsü var. Ladin, köknar, sarıçam,  kavak, kayın, gürgen, kestane, karaağaç, akçaağaç, ıhlamur ağaçlarının yanı sıra fındık, yaban gülü, böğürtlen gibi çalı formunda olanlarla, çilek, eğrelti otu gibi otsu bitkiler bulunuyor. Vadi içine bir cam teras yapmışlar. Teras, vadi içine doğru 7.5 m. uzanıyor ve vadi tabanından da 220 m. yukarıda.

Artvin’den, Borçka Karagöl için ayrılıyoruz. Bu karagöl, Şavşat karagölden daha küçük, ama daha kalabalık. Borçka Belediyesinin bir sosyal tesis binası var, yemek sunulan. Yoğun sis nedeniyle gölün tamamını göremedik, zaman zaman sis dağılsa da.

Ve sonunda Maçahel ya da Camili. Burası bir cul de sac, yani çıkmaz sokak. Türkiye’nin Gürcistan sınırı ve sınır geçişi yok. Tek bağlantısı Borçka yolu. Aslında Maçahel 18 köyden oluşan bir bölge. 1921 yılında sınır belirlenirken, 12 köy Gürcistan tarafını tercih ediyor, 6 sı da Türkiye’yi. Bu 6 köy; Camili, Efeler, Kayalar, Uğur, Düzenli ve Maral. Maçahel; Gürcistan’a doğru uzanan vadinin tarihsel adı. Biz bölgeyi en büyük köyün adı olan Camili adıyla anıyoruz. Bir de hikâye anlatılıyor. Sınır hattı Camili köyünün içinden geçiyor. 1921 yılında yaşlı bir kadın kendisin arazisi ile birlikte Türkiye’de yaşamayı tercih ettiğini bildirmiş. Sınır düz bir hatta ilerlerken, bu kadının arazisi nedeniyle, Gürcistan içine kayıyor. Kadının bu isteği olmasaymış, Camili köyü de Gürcistan’ın bir köyü olacakmış. TEMA Vakfı , bu çıkmaz sokak için arıcılık projesi geliştirdi. Kafkas ırkı arı ailesi üretimi ve bölgeye dağıtılması sonucu bal ve diğer arı ürünleri üretimi arttı. Yörede hakim olan kestane balı. Karakovan ve fenni kovan durumuna göre, balın fiyatı değişkenlik gösteriyor. Geceyi geçirmek için Esençay mahallesindeki otelimize hareket ettik.  Otelimiz yerel mimari özellikleri taşıyan, üç katlı, tamamen ahşaptan yapılmış. Binanın ana iskeletini oluşturan ağaç malzemeler, çivi kullanılmadan birbirine geçmelerle bağlanmış.

Kahvaltı sonrası, Borçka, Hopa, Fındıklı, ve Ardeşen’i takip ederek Çamlıhemşin’e ulaştık. Hedef önce Ayder yaylasıydı. Düş kırıklığına uğradım. Ayder, koca bir kasaba olmuş ve çok kalabalıktı.

Geceleme, Mollaveyis (Ülkü) köyü arazisinde bulunan Nordic Otelde oldu. Küçük şirin bir otel. Personeli iyi eğitimli, güler yüzlü ve sıcak insanlar. Burası köyün eski okuluymuş. Otele çevrilmiş.

Trabzon havaalanına gitmeden önce, Sümela Manastırını da görelim dedik. Ancak, taş düşme ihtimaline karşı yolu kapatmışlar. Biz de uzaktan fotoğraflayabildik. Altındere vadisiyle gezimizi sonlandırmış olduk.

Öncelikle, organizasyonu ve Çavdarlı köyündeki ağırlamasıyla Sevgili İlter Turan’a ve Sevgili eşi Leyla Hanım’a çok teşekkür ediyorum., yılların düşünün gerçekleşmesini sağladıkları için. Bu gezide yeni dostlar kazandık. YMKL’li can kardeşlerimle, her zaman olduğu gibi keyifli bir gezi daha gerçekleştirdik ve gezinin tadı damağımda kaldı. Umarım, gelecekte,  birlikte bir geziyi daha gerçekleştiririz.

Bu geziyle ilgili 879 fotoğraftan oluşan albüm, ekteki ”GÖRSELLER” bölümünde bulunmaktadır.

GÖRSELLER:https://photos.google.com/share/AF1QipOKVQIruO71Iy-00X6PWEzCs5LHNpyj13p7RzCtu_k_BOaX_D8GPriL74gj5XT2iQ?key=Tm14dm1qUE9MeVYwaE9zb2FCQlRSaHdRMHZnajN3

 

Reklamlar

7 comments

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s